Tanpınar’ın Beş Şehri (ki İstanbul, Ankara, Erzurum, Bursa ve Konya’yı anlatır), Ahmet Turan Alkan’ın 6. Şehir diye isimlendirdiği Sivas Kitabı’nı bir seri olarak düşünecek olursak Ülkemizde yedinci şehir –yedi rakamının gizemini de içinde barındırarak hiç şüphesiz Şanlıurfa olmalıdır. Şanlıurfa doğunun ışığı, peygamberler şehri medeniyetin beşiklerinden belki de en birincisi bir ‘Taç Şehirdir’. İçimizdeki kanaat bu iken uyuklar gibi geçirdiğimiz bir dinlenme gecesinin sabah beşinde Halil İbrahim makamındaki camilerden birine gittik ve inanmış gönüllerin günün bu en serin en selametli saatinde uyanık ruhlarını izledik. Hepsi geçmiş yüzyıllardan kaçıp gelmiş birer gezgin gibiydiler. Biraz da sabaha çalan gece ışığının etkisi ile zaman tecrübesi bir saatin içine çok zamanları sığdırırmış gibi hissettirdi.

          Namazlar bitti ve bir Kadiri neşesi ile ilahiler okuyan topluluğun bulunduğu bir başka mekana yöneldik. Güneşin doğuşunu da kapsayan bu uzun dinletiden arınmış ruhlarla ayrılan kalabalıktan mütebessim bir yüz bize doğru yaklaştı. Ürkek bir selamla nereden geldiğimizi ve kim olduğumuzu sordu. Taa Urfa’ya biz çok uzak İstanbul’dan geldiğimizi söyleyince, ‘Lütfen bizimle kahvaltıya buyurun.’ Dedi. Yanında bir sürü su şişesini siyah bir poşetle sırtlanmış en az kendisi kadar aydınlık yüzlü 15’lerinde oğlu da vardı. Yalnız olmadığımı kalabalık bir ekiple gezdiğimi ve bir plan dahilinde dolaşacağımızı, nazik daveti için çok müteşekkir olduğumuzu söyledim. İsminin Ali Dolu olduğunu sonradan öğrendiğim beyefendi mahcup ama ısrarcı davetlerini sürdürüyordu. Kaç kişi olursanız olun, isterseniz yüz kişi olun lütfen kahvaltıya buyurun, Halil İbrahim Hazretleri’nin kesesinden. Bizden değil. Bereketi ile hepimize yeter. Diyordu. Hz. İbrahim’in misafir perverliğini miras alan Ali Bey ve oğlunu ikna edene kadar oldukça zorlandık. Gezilecek çok yer, yetişilecek çok şey vardı. Bir şefkat, merhamet ve cömertlik abidesi Ali Bey’in gönlünü alıp rehberimizin Balıklıgöl civarında bir araya getirdiği ekiple buluşmak üzere uzaklaştık.         

Rehberimize durumu özetlediğimizde, o da bize bu mekanın binyıllardır yolculara, fakirlere, gariplere sahip çıkan insanlarla dolu olduğunu, Hz. İbrahim’in makamının olduğu bu yerde Osmanlı dönemi de dahil olmak üzere tarih boyunca insanların gelip konakladığını, ücretsiz olarak karınlarının doyurulduğunu anlattı. Bizde bu anlatıma bir şahit ararken Evliya Çelebi’nin (doğum yılını da kutlayarak) Urfa ve Hz. İbrahim makamı hakkında yazdıklarına ulaştık. Çelebi, keyifli üslubu ile bakın neler anlatmış: Çelebi bize böyle anlatırdı Urfa’yı yazımızda paylaştık.

1 Nisan 2019
YORUMLAR