Urfa şehir merkezinden çıkıp yaklaşık yarım saatlik bir yolculukla Harran’a ulaşıyoruz. Harran bu ülkenin saklı bahçelerinden biri. İsmini çokça duysak, fotoğraflarına bolca baksak da görülmediğinde hayatımızda bir eksiklik hissi yürüyüp gidecek. Dünyanın ilk üniversitesinin kurulduğu bir bilim ve medeniyet şehri olmasının yanında huni biçimli toprak evleri ile de meşhur.

 

         

 

 

 Şehrin ünlüleri arasında; Sabit İbni Kurra, İbni Teymiyye, Harrani, el-Battani gibi bütün zamanlar için değerli bilim adamları yer alıyor. Şehir, M.S VIII-IX. Yüzyıllara rastlayan bu medeniyet merkezliği görevini çekirge sürüsü gibi dünyayı ve tarihi deforme eden Moğol ve Haçlı istilacılarınca yıkılıp yerle bir edilene kadar sürdürüyor. Bugün birer taş yığını halinde duran kalabalık mimari kalıntıya bakarken, taşların bile bir hafızasının olduğunu, dilleri olsa anlatacak çok hikayelerinin bulunduğunu hissediyoruz.

 

 

Lezzetlerini de unutmamalı Şanlıurfa’nın. Harran dönüşümüz akşam vaktini buluyor. Kaldığımız otelin modern yapısının içinde lobiden geçerek ‘mağara’ isimli odalarda akşam yemeğimizi yiyoruz. Bu mağaralar kelimenin tam anlamı ile mağara. Oteli, içinde mağaraları barındıran bir yerin yanına inşa etmişler. Urfa gecelerinin vazgeçilmezi olan ‘sıra gecesi’ eşliğinde akşam yemeklerimizi yiyoruz. Gündüz öğle yemeği niyetine yediğimiz ismi ile dikkatimizden kaçmayan ‘terbiyesiz’ tavuk ve kuşbaşı kebaplarından sonra ‘şıllık’ isimli tatlının tadı damaklarımızdan henüz uzaklaşmamış iken; akşam, benzer lezzetlerde yemekler ve üzerine gerçek ustaların yaptığı çiğ köfteler Şanlıurfa yolculuğumuzun anlatılmadan geçilmeyecek detaylarından olarak hafızalarımızda yer aldı. Gezin sağlıcakla…

 

10 Şubat 2019
YORUMLAR