Evet doğu, ışığın doğduğu yön. Doğu hakkında hepimizin aklında oluşan ‘kavramlar’ vardır. Çoğumuz biraz izlediklerimiz, biraz da tecrübelerin verdiği imajlarla bakarız. Bu Bakışta, ‘bize sunulanın’ da etkisi oldukça fazla. Evlerimizden herhangi bir hafta sonu çıkıp iki günlüğüne dahi olsa şöyle uzaklara doğru açılanımız, ‘Merhaba Doğu, ben geldim’ diyenimizin sayısı oldukça sınırlı. Tatil fırsatlarını biraz da tatil turizmini organize eden yetenekli kişilerin yönlendirmeleri ile sahillerde, lüks otellerde geçirmeyi tercih ediyoruz genel itibari ile. Sizlere yeni yol haritaları, yeni fikirler sunmak istedik.

          Pusulamızın ibresi Güneydoğuyu gösteriyor. Önden buyurun. Bir organizasyon sonucu Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan öğleden sonra uçağımıza bindik. Gaziantep’te bizi karşılayan rehberimizle birlikte ilk uğrak noktamız İmam Çağdaş Restoranı oldu. Keyifli bir akşam yemeğinin ardından kısa bir şehir turu ile asıl yolculuk güzergahımız olan Şanlıurfa’ya doğru rent a car’dan kiralanmış bir minibüsle yola çıktık.

          İlk kez gidilen bir şehre özellikle gece karanlığında girmek çoğu zaman büyüleyici bir tecrübe. Kusurları örtbas edilmiş bir güzel oluveriyor şehir birden bire. Modern çirkinlikler, gökyüzünü kaplayan kablolar, biçimsiz binalar kayboluyor. Biraz da tarihi mekanların aydınlatılması ile o şehrin zaman üstü bir çağına erişmiş oluyor insan. Turkuaz mavi bir gecede aydınlatılmış bir mabet görüntüsü lal olmuş dillerimizi çözüveriyor. Uykuya meyyal gözlerimiz daha canlı bakıyor. Sezai Karakoç’un ‘eski şehirlerin kimi göğe çekilmiş, kimi yedi kat yerin dibine batmıştır.’ cümlesinden ilhamla Şanlıurfa bizi göğe çekilen şehirler gibi karşılıyor.

7 Mart 2019
YORUMLAR